En, ailesinin bir araba kazasında öldüğü bir kâbustan uyanır. Bu kâbus, gerçek hayatta dağlık bir tesise yapacakları yolculuktan sadece birkaç gün önce gelir. En, gördüğü rüyanın etkisinden kurtulamaz ve ailesini bu geziyi iptal etmeleri konusunda uyarır. Ancak babası, bu uyarılara aldırış etmeden yolculuğa çıkmakta kararlıdır. En’in huzursuzluğu her geçen gün artarken, komşularının kazanın aslında zaten meydana geldiğini söylemesiyle işler iyice karmaşık bir hal alır. Bu ürpertici rastlantı En’in aklını kurcalamaya başlar ve ailesinin gerçekliği konusunda şüpheye düşer. Film, rüya ve gerçeklik arasındaki çizgiyi sorgulatan gerilim dolu anlarıyla izleyiciyi ekrana kilitliyor. En’in iç dünyasında yaşadığı bu kaotik savaşı izlemek, seyirciyi kendine çekiyor. Yönetmen, izleyiciyi sürekli bir belirsizlik içinde bırakırken, film boyunca gerilimin dozunu düşürmüyor. En’in yaşadığı bu trajik olaylar zinciri, seyirciyi de kendi gerçekliği üzerinde düşünmeye itiyor. Parçaların yerine oturduğu anlar, filmi unutulmaz kılıyor. Yönetmenin ustaca kurduğu atmosfer, sinemaseverlere adeta bir gerilim şöleni sunuyor.
Film hakkındaki düşüncelerinizi paylaşın